Bu gibi danışanlar genellikle zorla terapiye gönderilen ergenlerden (bazen kocalardan) oluşur. Konuşmak istememelerinin haricinde ne konuşacaklarını ya da duygularını nasıl ifade edebileceklerini bilmeyebiliyorlar.

Genç ergenlerle durum daha çok şuna benziyor;

Terapist: Selamlar, hoşgeldin. Ben Tuba. Psikoterapistim. Nasıl bir iş olduğunu hiç duymuş muydun?

Danışan: Yok duymadım.

T: (biraz açıklama getiriyorum psikoterapi nedir…). Soruların var mı bana? Bilmek istediklerin.

D: (sıkılmış, alaycı) Yooo. 

T: Benden hangi konuda yardım almak istersin?

T: (Hayatının en büyük işkencesi altındaymış tavrıyla) Bilmem. Bilmiyorum. 

T:  Belliki ailen gelmen konusunda oldukça ısrarcı oldu sana. Sence onlar ne umuyor?

D: Bilmem.

Nadiren de olsa erişkin danışanlarınızda da yaşarsınız bu durumu. Genç bir kadın danışanım ilk seansta karşımda. Diğer danışanlarımın aksine ilk psikoterapi seansını masaya bir çok problem yığarak geçirmiyor. Tam tersine. Ağzından cımbızla laf almaya çalışıyorum. Aramızda şöyle bir konuşma geçiyor.

Terapist: Sizi terapiye getiren nedenler nelerdir?

Danışan: (Omzunu hafifçe yukarı doğru oynatıyor bilmiyorum manasında)

T: Daha önce terapi tecrübeniz oldu mu hiç?

D: Evet.

T: Paylaşmak ister misiniz? (Danışan psikoterapi tecrübesini paylaşmaya hiç niyetli görünmüyor.)

T: Terapiden ne umut ediyorsunuz?

D: (Omuz yeniden hafifçe yukarı oynuyor.)

(Aynı sorularımı farklı şekillerde formüle edere tekrar tekrar soruyorum. ama yanıt yok.)

T:  Bana sormak istediğiniz, benim hakkımda bilmek istediğiz şeyler var mı?

D: (Sessizlik.)

Bu danışanımla uzun bir süre çalıştım. Sıklıkla süpervizyona “konuşmayan kadın danışanım” başlığıyla getirdim. Süpervizyon da ki meslektaşlarım tutum birliği içindeydi. Çözüm odaklı terapinin sıklıkla kullandığı danışan kategorilerine atıfta bulunuyorlardı. “Bazıları danışan değildir henüz, ziyaretçidir. Ziyaretçiyi güzel ağırla. Suyunu ver, çay ister mi diye sor. Otur sabırla konuşmasını bekle. Hazır olunca konuşur.”

Söylemesi kolay. Danışanım her hafta düzenli gelerek, ölüm sessizliğine bürünüyor. Bu huzurlu bir ortam da değil üstelik. Ergen danışlarımla yaşadığım gibi sıkılmış bir birey de yok karşımda. Öfkeli, neden bana istediğimi vermiyorsun der gibi bakan bir danışan.

Zamanla şöyle bir uygulama ile ölüm sessizliğini kırıyorum.

Sorular sorup sonra kendim cevaplıyorum. 

Klasik öğreti şudur. Açık uçlu sorular sor. Böylelikle evet, hayır gibi kısa cevaplar vermeyecek danışan uzun cevaplar verecektir. Hadi canım ordan. Aramızda şöyle konuşmalar geçiyor.

Terapist: Terapide ne gibi değişiklikler yaşansa, terapinin sonunda iyi ki gelmişim dersiniz?

Danışan: Bilmiyorum.

T: Önümüzde Noel tatili var. Neler yapmayı planlıyorsunuz? 

D: Bilmem

Bunun yerine kendim sorup kendim cevap vermeye başlıyorum.

T: Önümüzde Noel tatili var. Neler yapmayı planlıyorsunuz? 

D: Bilmem.

T: Sanıyorum bu havada evde oturup çocuklarınızla güzel bir dinlenme şansınız olacak. Muhtemelen evde birikmiş işlerinizde vardır sizi bekleyen. Umarım stres yaratmıyordur bunlar sizde… (Ben sıralarken danışanda çok küçük göz haraketleriyle onaylıyor ya da onaylamıyor saydıklarımı. İletişim kurmanın sevinci içerisindeyim.)

Seçenekler sunuyorum

Zamanla kendim sorup kendim cevaplama konusunda uzmanlaşıyorum.

T: Tatilde biraz kendinize vakit ayırmak isteseniz, çocuklarızı ailenize bırakıp arkadaşlarınızla dışarı çıkmak size iyi gelebilir mi? Yoksa daha mı fazla canınızı sıkacak konuşmalar içerisinde bulursunuz kendinizi? 

D: Çıkmasam daha iyi.

T: Arkadaşlarınızın kalabalığı belki yorabilir. Haklısınız. Peki ya tek bir arkadaşınızla dışarı çıkmak mı daha iyi gelecektir, yoksa evde çocukların kalabalığı mı?

Nihayet danışandan tek heceli olmayan dönüşler almaya başlıyorum. Haftalarca bu şekilde konuşmaya devam ediyorum. İnanılmaz yorucu oluyor. Kafamda belirli bir soru oluyor. Sonra o soruya muhtemel iki yanıt türetiyorum. Danışan çoğu zaman bu ikisinide reddediyor. O zaman ben üçüncü bir seçenek daha üretiyorum. Sonra dördüncü. Bu sürede biraz biraz danışanın öfkeli bakışları azalmaya başlıyor. Kendimi daha az gergin hissetmeye başlıyorum seanslarda.

Süpervizyonlarda konu başlığı beni yoran danışan oluyor. Süpervizyondaki meslektaşlarım uygulamama şüpheyle yaklaşıyorlar. “Terapist asla danışandan fazla yorulmamalı. Danışan kendisi çaba göstermeli.”

Bense danışanımın böyle oluşunu yaşamış olduğu travmalara bağlıyorum. Kendisini kapatmayı, korumayı öğrenmiş. Belki bir gün diyorum… İlişki sağlamlaşırsa…

Yanlış anlamaya başlıyorum.

Danışanımın tek hecelilerden bir kaç kelimeli cümlelere geçmiş olmasından ve terapi odasındaki gerginliğin oldukça azalmasından cesaret alıyorum. Aynı zamanda artık sürekli seçenekler üretmekten de yorulmuş vaziyetteyim. Provakatif müdahalelerde bulunmaya karar veriyorum.

T: Bir yandan işiniz, aileniz, baş etmeye çalıştığınız böylesi bir hastalık. Çocuklarınızla yeterince ilgilenememeniz çok normal. Belki de onlar için yeni bir anne rolünde birisi gerekiyordur bu günlerde. Ta ki siz kendinizi…

D: (sözümü kesiyor ilk defa) Ne demek istiyorsunuz? afedersiniz anlamadım. 

T: Diyorum ki gerçekten üzerinizde çok fazla yük var. Kim olsa bunların hepsini kaldıramaz.

D: Ben ilgileniyorum ki çocuklarımla… (Danışan ne kadar iyi bir anne olduğunu ispatlamaya çalışıyor uzun uzun. Bende bu sırada yeniden çerçevelendirme yapıyorum.)

Danışanla uzun uzun çocukları üzerine konuşuyoruz. Neler yapılabilir, onlara nasıl yardımcı olabilir, onlar danışanın rahatsızlığından nasıl etkileniyor… Yaklaşık bir buçuk yıl devam etti bu terapi süreci. En son ayrılırken de diğer danışanlarım kadar konuşkan değildi. Fakat artık gerçekten çalışabiliyoruz diyebiliyordum. Farklı psikoterapi tekniklerini örneğin; genogram, aile panosu gibi kullanmaya başlamıştım. Zamanla çok daha derin çalışabildik.

Önceki İçerikİstisna soruları
Sonraki İçerikPsikolojik jargonla konuşan danışanlar
Ben Fatma Tuba Aydın. Avusturya'da lisanslı Sistemik Aile Terapisti olarak çalışıyorum. Çift zamanlı olarak Sigmund Freud Üniversitesinde Psikoterapi Bilimi alanında doktoramı yapmaktayım. Ülkemizde gelişmekte olan psikoterapi ve pozitif psikoloji alanları hakkında bilgi edinmek isteyenlerin yararlanmasını umduğum siteme hoşgeldiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Lütfen buraya adınızı yazın.