Sigmund Freud psikoterapi nedir sorusuna konuşma tedavisidir diye cevap vermiştir. Peki ya danışanlarınız konuşmadığında?

Bu gibi danışanlar genellikle zorla terapiye gönderilen ergenlerden [bazen kocalardan] oluşur. Konuşmak istememelerinin haricinde ne konuşacaklarını ya da duygularını nasıl ifade edebileceklerini bilmeyebiliyorlar.

Genç ergenlerle durum daha çok şuna benziyor;

Terapist: Selamlar, hoş geldin. Ben Tuba. Psikoterapistim. Nasıl bir iş olduğunu hiç duymuş muydun?

Danışan: Yok duymadım.

T: [biraz açıklama getiriyorum psikoterapi nedir…] Soruların var mı bana? Bilmek istediklerin.

D: [sıkılmış, alaycı] Yooo. 

T: Benden hangi konuda yardım almak istersin?

T: [Hayatının en büyük işkencesi altındaymış tavrıyla] Bilmem. Bilmiyorum. 

T: Belliki ailen gelmen konusunda oldukça ısrarcı oldu sana. Sence onlar ne umuyor?

D: Bilmem.

Nadiren de olsa erişkin danışanlarınızda da yaşarsınız bu durumu. Genç bir kadın danışanım ilk seansta karşımda. Diğer danışanlarımın aksine ilk psikoterapi seansını masaya birçok problem yığarak geçirmiyor. Tam tersine. Ağzından cımbızla laf almaya çalışıyorum. Aramızda şöyle bir konuşma geçiyor.

Terapist: Sizi terapiye getiren nedenler nelerdir?

Danışan: [Omzunu hafifçe yukarı doğru oynatıyor bilmiyorum manasında]

T: Daha önce terapi tecrübeniz oldu mu hiç?

D: Evet.

T: Paylaşmak ister misiniz? [Danışan psikoterapi tecrübesini paylaşmaya hiç niyetli görünmüyor.]

T: Terapiden ne umut ediyorsunuz?

D: [Omuz yeniden hafifçe yukarı oynuyor. Aynı sorularımı farklı şekillerde formüle edere tekrar tekrar soruyorum. ama yanıt yok.]

T: Bana sormak istediğiniz, benim hakkımda bilmek istediğiz şeyler var mı?

D: [Sessizlik.]

Bu danışanımla uzun bir süre çalıştım. Sıklıkla süpervizyona “konuşmayan kadın danışanım” başlığıyla getirdim. Süpervizyon seanslarında meslektaşlarım tutum birliği içindeydi. Çözüm odaklı terapinin sıklıkla kullandığı danışan kategorilerine atıfta bulunuyorlardı. “Bazıları danışan değildir henüz, ziyaretçidir. Ziyaretçiyi güzel ağırla. Suyunu ver, çay ister mi diye sor. Otur sabırla konuşmasını bekle. Hazır olunca konuşur.”

Burada bir itirazda bulunmak istiyorum. Teoride terapist beklemeli… danışan zamanla konuşuru aktarım üzerinden ya da danışanın sorumlulukları düzleminden açıklamak oldukça kolaydır. Fakat sessiz kalan terapiste karşı danışanın negatif aktarımda bulunma ihtimali oldukça yüksek oluyor. Ayrıca terapistin tutumunu beğenmeyerek çok kısa sürede terapiyi erken sonlandırabiliyorlar. Birkaç denemeden sonra büsbütün psikologlara ve terapistlere olan inançlarını yitirip çareyi daha direktif gördükleri yöntemlerde arayabiliyorlar. Burada söylemek istediğim şey direktif bir tutum almamız değil. Öğüt vermek hiç değil. Fakat danışanın konuşmasını beklemek gerektiği üzerinde varılan konsensüsün tekrar gözden geçirilmesinden yanayım.

Söylemesi kolay… Danışanım her hafta düzenli gelerek, ölüm sessizliğine bürünüyor. Bu huzurlu bir ortam da değil üstelik. Ergen danışlarımla yaşadığım gibi sıkılmış bir birey de yok karşımda. Öfkeli, neden bana istediğimi vermiyorsun der gibi bakan bir danışan… Diğer danışanlarımdan farklı yapan onu böylesi danışanların sıklıkla terapiyi erkenden bırakmaları. Fakan o bırakmıyor da.

Zamanla şöyle bir uygulama ile ölüm sessizliğini kırıyorum.

Sorular sorup sonra kendim cevaplıyorum. 

Klasik öğreti şudur. Açık uçlu sorular sor. Böylelikle evet, hayır gibi kısa cevaplar vermeyecek danışan uzun cevaplar verecektir. Hadi canım ordan. Aramızda şöyle konuşmalar geçiyor.

Terapist: Terapide ne gibi değişiklikler yaşansa, terapinin sonunda iyi ki gelmişim dersiniz?

Danışan: Bilmiyorum.

T: Önümüzde Noel tatili var. Neler yapmayı planlıyorsunuz? 

D: Bilmem

Bunun yerine kendim sorup kendim cevap vermeye başlıyorum.

T: Önümüzde Noel tatili var. Neler yapmayı planlıyorsunuz? 

D: Bilmem.

T: Sanıyorum bu havada evde oturup çocuklarınızla güzel bir dinlenme şansınız olacak. Muhtemelen evde birikmiş işlerinizde vardır sizi bekleyen. Umarım stres yaratmıyordur bunlar sizde… [Ben sıralarken danışanda çok küçük göz haraketleriyle onaylıyor ya da onaylamıyor saydıklarımı. İletişim kurmanın sevinci içerisindeyim.]

Seçenekler sunuyorum

Zamanla kendim sorup kendim cevaplama konusunda uzmanlaşıyorum.

T: Tatilde biraz kendinize vakit ayırmak isteseniz, çocuklarınızı ailenize bırakıp arkadaşlarınızla dışarı çıkmak size iyi gelebilir mi? Yoksa daha mı fazla canınızı sıkacak konuşmalar içerisinde bulursunuz kendinizi? 

D: Çıkmasam daha iyi.

T: Arkadaşlarınızın kalabalığı belki yorabilir. Haklısınız. Peki ya tek bir arkadaşınızla dışarı çıkmak mı daha iyi gelecektir, yoksa evde çocukların kalabalığı mı?

Nihayet danışandan tek heceli olmayan dönüşler almaya başlıyorum. Haftalarca bu şekilde konuşmaya devam ediyorum. İnanılmaz yorucu oluyor. Kafamda belirli bir soru oluyor. Sonra o soruya muhtemel iki yanıt türetiyorum. Danışan çoğu zaman bu ikisinide reddediyor. O zaman ben üçüncü bir seçenek daha üretiyorum. Sonra dördüncü. Bu sürede biraz biraz danışanın öfkeli bakışları azalmaya başlıyor. Kendimi daha az gergin hissetmeye başlıyorum seanslarda.

Süpervizyon seanslarında konu başlığı beni yoran danışan oluyor. Süpervizyondaki meslektaşlarım uygulamama şüpheyle yaklaşıyorlar. “Terapist asla danışandan fazla yorulmamalı. Danışan kendisi çaba göstermeli.”

Bense danışanımın böyle oluşunu yaşamış olduğu travmalara bağlıyorum. Kendisini kapatmayı, korumayı öğrenmiş. Belki bir gün diyorum… İlişki sağlamlaşırsa…

Yanlış anlamaya başlıyorum.

Danışanımın tek hecelilerden birkaç kelimeli cümlelere geçmiş olmasından ve terapi odasındaki gerginliğin oldukça azalmasından cesaret alıyorum. Aynı zamanda artık sürekli seçenekler üretmekten de yorulmuş vaziyetteyim. Provakatif müdahalelerde bulunmaya karar veriyorum.

T: Bir yandan işiniz, aileniz, baş etmeye çalıştığınız böylesi bir hastalık. Çocuklarınızla yeterince ilgilenememeniz çok normal. Belki de onlar için yeni bir anne rolünde birisi gerekiyordur bu günlerde. Ta ki siz kendinizi…

D: [sözümü kesiyor ilk defa] Ne demek istiyorsunuz? afedersiniz anlamadım. 

T: Diyorum ki gerçekten üzerinizde çok fazla yük var. Kim olsa bunların hepsini kaldıramaz.

D: Ben ilgileniyorum ki çocuklarımla… [Danışan ne kadar iyi bir anne olduğunu ispatlamaya çalışıyor uzun uzun. Ben de bu sırada yeniden çerçevelendirme yapıyorum.]

Danışanla uzun uzun çocukları üzerine konuşuyoruz. Neler yapılabilir, onlara nasıl yardımcı olabilir, onlar danışanın rahatsızlığından nasıl etkileniyor… Yaklaşık bir buçuk yıl devam etti bu terapi süreci. En son ayrılırken de diğer danışanlarım kadar konuşkan değildi. Fakat artık gerçekten çalışabiliyoruz diyebiliyordum. Farklı psikoterapi tekniklerini örneğin; genogram, aile panosu gibi kullanmaya başlamıştım. Zamanla çok daha derin çalışabildik.


Danışanlarınız konuşmadığında sorabileceğiniz sorular?

Bazı danışanlarınız yukarıda ki vaka örneğine benzemezler. Terapinin başlangıcında yoğun duygular ile çok fazla konuşmuş olabilirler. Ama tam kriz anı bitti gerçekten çalışabiliriz dediğinizde danışanız susmaya başlar. Bu gibi durumlarda şu sorular işe yarayabiliyor.

Dam en iyi hava güneşliyken aktarılır. Şu anda kriz halinde olmadığınız için bizde vaktimizi sizi bu krize taşıyan şeyleri konuşarak geçirebiliriz.

Gerçekte ne istiyorsunuz?

Derin bir nefes alarak iç dünyanıza yönelin. Gerçekten istediğiniz nedir? Sihirli bir lamba olsa ve size dile benden ne dilede dese… Ne isterdiniz?

Tıkanmışlıkları aşmakta mucize sorusu işe yarabiliyor.

Nereye gidiyorsunuz?

Hiçbir şey değişmezse hayatınızda beş yıl içinde nerede olursunuz? Bu varmak istediğiniz yer mi? Sizi geride tutan bir şeyler mi var? Eğer yoksa yaşamınızın şu anki halinde doğru gitmeyen neler var? Doğru yönde gitmenize engel olan şeyler nelerdir?

Neden çekiniyorsunuz? 

Terapide ilerlemeyi güçleştiren en önemli sebeplerden biri yargılanma korkusu ya da utançtır. Bazen de danışanlar terapiste çok ağır hikayelerini anlatmak istemezler. Bu çekinceler konuşulabilir.

Hangi konularda konuşmak istemiyorsunuz?

Bazen bu soruda olduğu gibi ters psikoloji ile sürpriz cevaplar ortaya çıkarabiliyor.

Takılıp kalmış olmak nasıl bir duygu?

Terapide özellikle şunu hissetmek sizin için nasıl gibi sorular sorarız. Özellikle birey merkezli terapi, gestalt terapi gibi hümanist yaklaşıma ait metodlar buna benzer sorularıyla meşhurdur. Danışan takılıp kalmışsa, ne diyeceğini bilmiyorsa belki de tam olarak bu duygu konuşulmalıdır. Böyle tıkanıp kalmış olmak size ne hissettiriyor? Neler yapmak istiyorsunuz bu durumla ilgili? Daha önce hayatınızda tıkanmışlıklar oldu mu? Neler yaptınız?

Hiçbir şey. 

Terapide konuşacak hiçbir şeyiniz yoksa belki de konuşmamak üzerine konuşulabilir. Sessizlik terapide sorun olmayabilir. Hayatınızda tam olarak ihtiyaç duyduğunuz şey sessizlik olabilir.

Terapiyi sonlandırmak. 

Belki de danışanınız artık terapi sonlandırmak istiyordur. Buna gerek olabilir ya da olmayabilir. Danışanın hayatında terapi için uygun bir dönem olmayabilir. Değişim adımları atabilmek için zamana ihtiyacı olabilir. Bir süre kendi başına yol almak isteyebilir. Örneğin; günlük tutarak, meditasyon ya da geziler yaparak…

İlginizi çekebilir: Psikoterapi sürecini erken bırakma

Terapist değiştirmek. 

Her şeyi denemiş ve danışanınıza ulaşamamış olabilirsiniz. Bazen başka meslektaşlarımdan gelen danışanlarla daha iyi çalışabiliyorum. Aynı şekilde kendilerine yönlendirdiklerimle onlar daha iyi çalışabiliyor. Bunda tahmin ediyorum birçok faktör rol alıyor. Birisi elbette danışan ve terapistin uyuşması. Farklı bir sebep olarak da şunu görüyorum. Danışan kriz halinde terapiye ilk başladığı dönemde terapistine karşı fazlaca negatif duygular aktarmış olabiliyor. Yeni bir terapistle meselelerinin derinine inebiliyor.

Önceki İçerikİstisna soruları
Sonraki İçerikPsikolojik jargonla konuşan danışanlar
Ben Fatma Tuba Aydın. Avusturya'da lisanslı Sistemik Aile Terapisti olarak çalışıyorum. Çift zamanlı olarak Sigmund Freud Üniversitesinde Psikoterapi Bilimi alanında doktoramı yapmaktayım. Ülkemizde gelişmekte olan psikoterapi ve pozitif psikoloji alanları hakkında bilgi edinmek isteyenlerin yararlanmasını umduğum siteme hoşgeldiniz.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Lütfen buraya adınızı yazın.