Danışanınız psycho-babble ile mi konuşuyor? Peki nasıl yardımcı olabilirsiniz her şeyi bilen! bu danışanlara.

“Son terapistim bana yaşamış olduğum kaygıların temelinde çocukluğumdan kalmış olan ödipus kompleksi olduğunu söyledi. Bu konuda bir sürü kitap okudum ve narsistik direnç gösteren tarafımı analiz ettim. Bunu büyük ölçüde aştığımı düşünüyorum. Tabi hiç bir zaman analiz bitmez… Ama sevgilimle olan ilişkimdeki karşılıklı bağımlılığımızın üstesinden gelemedim…”

Hiç böyle bir danışanınız oldu mu terapist jargonuyla konuşan?

Danışanlar nasıl profesyonel danışan olurlar?

Bir çok cilalı laflar kullanırlar ama genellikle birbiriyle anlam bütünlüğü içinde olmaz söyledikleri. Daha çok konuşur, çok daha az dinlerler. Kendilerini kanıtlama çabası içerisindedirler. Sürekli önceki terapistleriyle kıyaslama eğilimindedirler. Gerçekten duygularıyla değil de bilişsel olarak yaklaşırlar.

Bir müdahalede bulunmaya çalıştığınızda zaten denemiştirler. Soracağınız soruların cevabı hazır paket duruyordur. Zaten önceden analiz etmişlerdir… Fast thinker’lardır. Fast food gibi. Her şeye hazır cevapları vardır.

Bu danışanların bir kısmı uzun süre psikoterapi hizmeti almıştır. Böylelikle profesyonel danışan ünvanını alırlar. Elbette bu uzun yıllar geçirdikleri psikolojik rahatsızlıkların sonucu olabilir. Örneğin, bipolar gibi bir rahatsızlığı uzun yıllar boyunca yaşamış bir danışan bir çok farklı uzmanı denemiştir.

Bazende terapiye ilk olarak götüren sebepler ciddi bir psikolojik rahatsızlık değildir. Ama sorunlarının altında çok derin kökler olduğuna inanmışlardır. Ya da çözüm çok kompleks olmalı, çok emek vermeliyim diye düşünürler.

Bazıları da uzun süre kendi kendine yardım grupları, ya da “guruların” peşinden koşarlar. Giderek kendilerini inceleme çabası kusur arayışına döner. Ya da bir mükemmeliyetçilik içerisinde mutlaka değişmeliyim arzusu içindedirler.

Öncelikle şunun ayrımına varmak gerekiyor. Danışan gerçekten uzun yıllar yaşadığı problemler yüzünden mi terapiye aşina? Yoksa sürekli kendisini ve olayları amatör bir analist edasıyla mı irdeliyor?

Bu terapiyi daha önceki psikoterapi tecrübelerinden ayırın

Diğer terapistiyle farklı olduğunuzu, kendi çalışma şekliniz olduğunu ortaya koyabilirsiniz. Bu aşamada mizah kullanabilirsiniz.

“Ben basit bir insanım … bey. Günlük kelimelerden anlıyorum ancak. Bunu bana lütfen kolay bir şekilde anlatır mısınız.”

Döngüsel sorular

Bazen bunu döngüsel sorularla başarıyorum. Onlar için önemli olan kimselerin diliyle konuştuklarında psikolojik jargondan kurtulabiliyorlar.

Rahmetli anneanneniz burada olsaydı. Size ne yapmanız gerektiğini söylerdi?” 

Öncelikli psikoterapi hedeflerini belirleyin

Bazen danışan kendisi analiz etme ve psikoloji bilimini keşfetmeye o kadar dalıyor ki neden geldiğini unutuyor terapiye. Sadece ilk seansta değil sonrakilerde de psikoterapinin hedeflerini hatırlatmak gerekebiliyor.

Terapist: Şu anda konuştuğumuz şeyi irdelemeye devam edersek, bu sizi terapi hedeflerinize yaklaştırır mı?

Terapinin danışanın başka gereksinimlerini karşılamadığından emin olun.

Bazen terapi danışanın hayatında farklı fonksiyonlar görüyor. İlgi, alaka, arkadaşlık ihtiyaçlarını gideriyor. Ona bir amaç ve anlam veriyor. Bu amaçları dışarıda kendilerinin gidermesi gerektiğinin farkına varmaları gerekiyor.

Bazen bu ihtiyaçlarının farkına varırsınız terapide, ama yine de terapinin devamı anlamlı olabilir.

Uzun dönem terapi alan bir danışanım vardı. Ben artık yeterince yardımcı olamadığımı düşünüyordum. Kendisine farklı şekillerde sık sık bu soruyu yöneltiyordum.

“Terapiye başladığınızda … amaçlarınız bulunuyordu. Onlardan …. büyük ölçüde yerine getirdiniz ve artık kendi sorunlarınızın üstesinden gelebileceğiniz bir yolda ilerliyorsunuz. Sizce devam etmemize gerek var mı hala terapiye.” 

Bir kaç defa böylesi “dürtmelerimden” sonra danışan bir gün pana patlayarak; “Sizden başka konuşacak kimsem yok Tuba hanım dedi.” 

Danışanla bunun üzerine gittiğimizde şu iyice netleşti. Danışanın hayatında sosyal desteği (Gurbetçi danışanım) Viyana’da oldukça azdı. Var olanlara da derin sırlarını güvenemiyordu. Terapi onun için haftada bir gelerek rahatlama yeriydi. Bir haftanın çöplüğünü üzerime döküyordu.

Peki böylesi terapiler olamaz mı? Almanca’da bu tarz danışanlara “Begleitung” eşlik etmek deniyor. Yani artık danışana terapi yapmıyorum eşlik ediyorum.

Bu gibi danışanların bir kısmı çok ağır travmalar yaşamış oluyorlar. Terapi onlar için artık adeta bir baston. Yaşamlarının sonuna kadar ara ara çökmemek için terapiyle birlikte ilerliyorlar. Bu danışanların bir kısmıda hastalıkları büyük ölçüde biyolojik temellere dayanan ve yaşamları boyunca sık sık alabora olan danışanlar. Terapi tutunabilecekleri bir direk görevi görüyor.

Terapide eşlik rolünü netleştirdikten sonra seans aralıklarını artırmayı teklif ediyorum. İki hafta, hatta ayda bir mesela. İstedikleri kriz anlarında da gelebileceklerini biliyorlar.

Böylesi danışanlar psikolojik jargonu sıklıkla kullanmaktan ziyade, yaptığınız müdahaleleri ezberlemiş oluyorlar. Tekrar tekrar genogram, aile panosu gibi teknikleri önlerine koyamıyorsunuz. Konuşacak mevzu bulmak, anlamlı hale getirmek güç oluyor seansları. Bu nedenle terapiyi yavaşlatmanız gerekebiliyor.

Kaynaklar

Mark Tyrell’s Therapy Skills

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Lütfen buraya adınızı yazın.