Manevi danışmanlık (Seelsorge – Pastoral Care) mesleğinin temelleri Türkiye’de atılıyor. Viyana’da bir süre yapmış olduğum bu meslekteki deneyimlerimi aktarmak istedim. Elbette dünyanın farklı yerlerinde manevi danışmanlık uygulamalarında değişikler olabilir. Uzmanlar ve kurumlar arası farklar da olacaktır. Niyetim kendi manevi danışmanlık deneyimimi bir vaka olarak sizlere sunmak.

Viyana’ya psikolog olarak psikoterapi eğitimi almak üzere geldim. 8 yıldır burada yaşıyorum. Psikoterapi eğitimi Avusturya’da Üniversitede Lisans, Y. Lisans ve Doktora seviyelerinde okutulan psikoloji ve psikolojik danışmanlık gibi bölümlerden ayrı bir bölüm. Halen Sistemik Aile Terapisti ve aynı zamanda doktora öğrencisiyim. Bu süre içinde (2013-2014) bir dönem Viyana Üniversitesi Tıp Fakültesinde (AKH) Seelsorgerin (manevi danışman) olarak çalıştım. Türkçe’ye manevi danışmanlık olarak da çevrilmiş olsa ben bu çeviriye tam olarak katılmadığımı belirtmek isterim. Bu yalnızca şahsi kanaatimdir.

Manevi danışmanlar (Seelsorger/in) nerelerde çalışırlar?

Manevi danışmanlık Almanca konuşulan ülkelerde ekseriyetle hastanelerde ve nadiren yaşlı bakım evlerinde ve cezaevlerinde sunulan bir hizmet. Fakat hastanelerin elamanı olmuyorlar. Kilise, cami ve benzeri dini enstitülere bağlı kalarak ve hastanenin kurallarına uyarak çalışıyorlar.

Telefonla ve e-posta yoluyla yapılan manevi danışmanlık hizmetleri de bulunuyor (Telefonseelsorge).

Manevi danışmanlıkta gönüllülük esası

Bu çalışmaların büyük bir oranında gönüllülük esas. Bu işten para kazanan çok az uzman gördüm. Çalışanlar genellikle tam zamanlı çalışmıyorlar. Ben haftada 2-3 gün çalışıyordum. Bir kiliseye bağlı olarak çalışan rahip/rahibeler de haftanın belirli günlerinde bu işi yapıyorlar. Nadiren de olsa kiliselerin ücret verdiği tam zamanlı çalışan manevi danışmanlar da oluyor. Örneğin; mülteci olan bir rahip bu işte çalıştığı için kilise cemaati sembolik bir ücretle kendisine yardımcı olmaya çalışmıştı. Hastanelerin bu işe ayrılmış bir kadrosu ya da ödeneği bulunmuyor.

Bu işi hakkıyla tam zamanlı olarak yapmanın çok güç olabileceğini düşünüyorum. Bir çok insan bir süre sonra bırakıyor.

Paranın motive edebileceği bir iş hiç değil. Hatta dış motivasyon (para) için çalışanlar çok çabuk yorularak bunalabilirler. Diğer işlerle kıyasla çok zor bir iş çünkü. Maaşlı bir manevi danışmanın aynı oranda etkili olamayabileceğini düşünüyorum. Gönüllü olan çalışan manevi danışman hastada, “beni düşünmüşler gelmişler sağolsunlar” düşüncesi yaratıyor.

Kimler manevi danışmanlık yapıyor?

Bu mesleğin farklı sürelerde verilen bir eğitimi bulunuyor. Bu eğitim staj ve süpervizyonu da içeriyor. Her din (hristiyanlarda mezhep) kendi eğitimini veriyor.

Tecrübeli birinin yanında çalışmanız gerekiyor ilk dönemlerde. Zira kriz durumlarında telefonla, süpervizyonu bekleyerek müdahale etme şansınız olmayacaktır. Eğitime katılanların büyük çoğunluğu dini eğitimden geçmiş bireyler. Dini eğitim içeriği farklı dinlere göre değişiyor. Genellikle din adamları tarafından icra ediliyor. Bunun dışında benim gibi farklı mesleklerden gelenler de var. Fakat her halbukarda manevi danışmanın (Seelsorger/in) belirli bir dine ve mezhebe mensup olan dindar biri olması bekleniyor. Sıklıkla emekli insanlar tarafından yapılıyor.

Biz başlangıçta iki sonradan üç kişilik bir ekip olmuştuk. Mısırlı emekli bir sağlık çalışanı ve Suriyeli bir psikolog. Hiçbirimiz ilahiyat mezunu değildi. Viyana’da  seçmeli din kültürü derslerini vermek üzere görevliler yetiştiren İslami bir fakülte bulunmakta. Bizim durumumuz ise daha çok tesadüftü. Daha sonraları ilahiyattan da katılanlar olmuş.

Manevi danışmanlardan sakin, yardımsever, iyimser, umut dolu, sabırlı olmaları gibi özellikler bekleniyor.

Manevi danışmanların hayat tecrübesine sahip olmaları gerektiğine inanıyorum. Bu açıdan emekli uzmanların çalışmasında fayda var.

Ölümle barışık olmalılar. Sıklıkla ölümle yüz yüze geliyorsunuz. Belki ölümü Allah’a kavuşmak olarak gören bireyler olabilir. Ya da emekli sağlık çalışanları gibi bu konuda tecrübeli olan ve bir anlamda duyarsızlaşmış bireyler. Yoksa son derece yıpratıcı olabilir. Hastanın yanına geliyorsunuz ve kafası yarılmış bandajlar, alçılar içinde olabiliyor. Çok ağır görüntülerle karşılaşıyorsunuz.

Manevi danışman neler yapar?

Size hastanede geçirdiğim tipik bir günü anlatmak istiyorum. Hastanemizde dört farklı manevi danışmanlık bölümü bulunuyordu. Bunlar; 1) Katolik; 2) Evanjelik; 3) Müslüman 4) Yahudi. Şu anda Budistler ve Kıpti Hristiyanlar için iki birim daha eklenmiş (aktifler mi bilmiyorum). Her dini grubun hastanede küçük birer ibadethanesi ve manevi danışmanlık için ofisi bulunuyor.

Başlangıçta iki sonradan üç kişi olan grubumuzla sabah sekizde buluşuyor, öncelikle hastanede kayıtlı Müslüman hastaların listesini alıyorduk. Hastaneye yatarken hastalar dinleri ile ilgili bilgiyi doldurmuşlarsa bu listede yer alırlar. Ofise giderek beyaz önlüklerimizi ve yaka kartlarımızı alıp listenin üzerinden geçiyorduk. Bazı hastanelerde din görevlileri (rahip, rahibe) kendi dini kıyafetleriyle görevlerini yapıyorlar. Benim çalıştığım hastanede ise standart beyaz önlük uygulaması vardı.

Hangi hastalar öncelikli oluyor?

Hiçbir zaman istediğimiz kadar hastayı ziyaret edemiyorduk. Her birimiz günde yaklaşık 7-14 hastaya erişebiliyorduk. Bu yüzden en çok ihtiyaç duyanları tespit etmek bizim için önemliydi. Bir gün öncesinden kalan tanıdığımız acil olduğunu bildiğimiz hastaları işaretliyorduk. Yeni hastalardan öne çıkanlar şunlar;

  • Palative care (son istasyon)
  • Kanserli hastalar
  • Yoğun bakım hastaları (yakınlarına destek)
  • O gün ameliyata girecek olan hastalar
  • Çocuk hastalar
  • İstekte bulunanlar
  • Yalnız hastalar (hemşireler haber verebiliyor)

Bir çok mültecinin ve göçmenin yaşadığı Viyana’da bizim için konuştukları diller oldukça önemli idi. Ben haliyle daha çok Türkçe konuşan gurbetçileri ziyaret ediyordum. Afrikalı mülteciler gibi grupların yalnız olma ihtimalleri daha yüksek olduğu için onların da önceliği oluyordu. Müslüman olmuş Avusturyalılar ve tedavisi kendi ülkelerinde yapılmadığı için acil bir şekilde Viyana’ya gelmiş hastalar da öncelikli idi.

Özetle iki ana önceliğimiz bulunuyordu. Hastanın hastalığının şiddeti ve hastanın sosyal desteğinin az oluşu.

Psikiyatri hastaları hiç ziyaret etmiyordum. Bir kaç sebebi vardı. Öncelikle psikiyatride her gün grup terapisi oluyor. Ayrıca bireysel terapistleride oluyor. Konuşma ve destek ihtiyaçları çok daha az oluyor. İkincisi rol karışıklığı olabilirdi benim için. Zira aynı hastanede uzun süre psikiyatride çalıştım. Dolayısıyla sık sık hastaneye girip çıkan hastalarım vardı. Beni tanımaları durumunda kendi terapistleriyle normal çalışmak yerine benimle daha yakın ilişki içine girebilirlerdi. Buda terapistlerinin işini zorlaştırırdı. Bu iki rolü ayırabilmek için psikiyatri bölümüne Seelsorgerin olarak hiç gitmedim.

Manevi danışmanlar iş başına

Hızla asansöre yönelip devasa hastanede oda oda gezmeye başlıyorduk. Öncelikle her bölümün girişinde çalışan sağlık görevlisini selamlayıp “merhaba ben Seelsorge’den. Filanca hasta müsait mi?” diyorduk. Hemşireler  hastalara moral verdiğimiz için gelişimize genellikle seviniyorlardı. Zamanla bize de aşina oluyorlar.

Hasta meşgul ise başka bir hastaya geçiyoruz. Hasta müsaitse özel durumunu hakkında hemşireler bizi bilgilendiriyorlar. Kimi hastalar için maske takmamız, uzak durmamız gibi önlemler gerekebiliyor. Hastanın kapısını tıklayıp içeri giriyoruz. Odadaki diğer hastaları da selamlayıp kendimi tanıtıyorum. Hastanın durumuna göre “yanınızda kalabilir miyim?” “sizinle konuşabilir miyim?” Örneğin; ameliyatını bekleyen bir hasta henüz yürüyebiliyorsa ona bir çay uzatıp hastaların sosyal alanına çıkıp birlikte konuşabiliyorduk.

Genellikle bu görüşme hastanın baş ucunda oluyor. Hal hatır sorma, ihtiyacı olup olmadığını sorma… Bazen bu görüşmeler 5-10 dk. sürüyor bazen de birkaç saat (özellikle vefat durumlarında yakınları sakinleştirebilmek için). Örneğin; ameliyata girecek kaygılı bir hasta sizinle uzun bir süre konuşmak isteyebiliyor. Bazen hiç konuşmadan yanında durabiliyorsunuz. Durumu iyi olmayan bir hastayı yormamanız gerekiyor. Bazen sadece bir hastanın başucunda oturup elini tutup sonra vedalaşarak uzaklaşıyorsunuz. Terapiden ziyade insan insana bir dokunuş, sosyal ve manevi destek… Bizim gurbetçiler, mültecilerle çalışıyor oluşumuz nedeniyle sosyal destek kısmının ön plana çıktığını düşünüyorum.

Müdahaleler

Manevi danışanlar şu şekilde çalışıyor. Hızlı bir şekilde çok fazla hastayı ziyaret ediyorlar. Genel bir hal hatır sorduktan sonra dua ediyorlar hastaya. Hastanın alnından öperek, sırtını sıvazlayarak ya da elini tutarak fiziksel yakınlıkta gösteriyorlar. Bu arada hastanın bir arzusu, isteği var mı soruluyor. Bazen okuyabileceği materyaller bırakıyorlar dini içerikli. Hasta bir şeyi paylaşmak isterse onu dinliyor… Yine hızlı bir şekilde başka bir hastaya yöneliniyor. Tipik manevi danışmanın çalışması bu şekilde oluyor kriz durumları hariç.

Temel amaç hastalara yalnız olmadıklarını göstermek. Birlikte dua ederek manevi destek sunmak ve bunu mümkün olduğunca çok hasta ile yapmak. Zaten bölümümüzün uzun adı da “Islamischer Besuch- und Sozialdienst” (İslami Ziyaret ve Sosyal Çalışma). Mesleğin ana unsuru yatılı hastaları tek tek ziyaret etmek. Odada oturularak yapılabilecek bir iş değil. Ağır yatağında olan hastalarla çalışıyorsunuz.

Genellikle manevi danışmanlar destek verici müdahalelerinde dini yaklaşımlar gösterirler. Başka ne olabilir ki, adı üstünde ‘Manevi Danışman’ diyebilirsiniz. Evet beklenti bu… Kutsal kitaplardan umut, cesaret vurgusu yapan bölümler paylaşmak gibi şeyler. Yaşadıkları hastalığın Allah’ın bir cezası olmadığını, sabretmeleri durumda… gibi şeyler.

Açıkçası benim bu tarz müdahalelerim çok olmuyordu. Bizim fonksiyonumuz Müslüman mülteci ve göçmenlerin hastanede destek görmesiydi daha çok. Bu benim ilahiyat değil psikoterapi eğitimi almış olmam, hastaların yatkın olup olmaması (farklı mezhep ve ülkelerden müslümanlar vardı), benim mizacım ve çalışma arkadaşlarımın bu konuda benden çok daha güçlü olmalarıyla ilgili bir durumdu. Örneğin; vefat durumlarında hasta yakınları dua edilmesini, kuran okunmasını isteyebiliyorlardı. İki Arap meslektaşımın yanında bana düşmez tavrı içerisindeydim.

“Dini müdahaleler” pek yapmıyor olsamda, hastalar için kültürel arka planım önemli rol oynuyordu. Dini temalar hastaların kendinden gelebiliyordu. Onların söylediklerini anlıyor olmam ve onlara açık olmam önemliydi.

Kimi hastalar örneğin; kemoterapi alanlar düzenli olarak geliyorlar hastaneye. Onlarla tanış  oluyoruz. Bu gibi hastalarla daha derin konuşmalara girilebiliyor zamanla.

Kimi hastalar konuşacak durumda olmuyorlar. Dışarıda endişe ile bekleyen aileleriyle konuşuyoruz bu gibi durumlarda. Saat bir gibi oldukça yorgun bir şekilde kendimizi ofise atıyoruz. Arayan, not bırakan, kapıda bulunan ‘Oda numaranızı yazın sizi ziyaret edelim’ yazılı kağıda numarasını yazanları toparlıyoruz. Öğle yemeğinde tanıdığımız hastalar konusunda birbirimize güncel bilgileri veriyoruz. Şu gibi konuşmalar geçiyor aramızda. “Birlikte ziyaret ettiğimiz filanca hasta vardı ya, taburcu olmuş / başka hastaneye sevk edilmiş / vefat etmiş.”

Manevi danışmanlık sürecinde konuşulan temalar

Elbette çok değişiyor. Ama sıklıkla şu konulara değiniliyor.

  • Hastalığın seyri. Hastalıklarıyla olan ilişkileri. Korku, iyileşme umudu, pes etme, ölüm, ağrılara dayanabilme, yalnızlık, hastalıklarını aile ve çevrelerine haber verme / saklama.
  • Viyana’ya nasıl göç ettikleri. Viyana’da bulunan akraba ve yakınları eğer varsa.
  • Onları bu hastalığa sürükleyen ya da hastalığın artmasına sebep olduğunu düşündükleri nedenleri.
  • Gelen ve gelmeyen ziyaretçileri.
  • Hastane ortamına uyumları.
  • Bir gece öncesinde gördükleri rüyalar

Konuşulan temalar hastanın yapısına ve hastalığının durumuna bağlı olarak değişiyor.

Çocuk hastalarla manevi danışmanlık

Ziyaret edilecek çocuk hastalar var ise ofisimizde hazırladığımız hediye paketlerinden alarak onlara götürüyoruz. Paketin içinde hastanede oynanabilecek türden oyunlar, hikaye kitabı ve çocukların seveceği şekerlemeler oluyor. Çocuk hastalar için camide / kilisede yardım toplanarak alınıyor bu hediyeler.

Genellikle manevi danışmanlar çocuklara Tanrının hasta çocukları ne kadar çok sevdiğini anlatıyorlar. Ama daha çok çocukların ailelerine konuşarak destek sunuyoruz.

Katolikler kadar olmasa da bazen müslüman hastalarda da “çocuklarımın hastalığı acaba benim yanlışlarımdan mı oldu” gibi düşünceler olabiliyor. Buda elbette hasta çocuk ailelerini oldukça yıpratan bir düşünce. Bunlarla çalışılabiliyor.

Özellikle yeni gelen gurbetçi ve mülteci aileler hastanede yapayalnız olabiliyor. Çocuklarını emanet edecek ya da destek olacak akrabadan yoksun oluyorlar. Bu durumda refakatçi annelere destek oldukça önemli oluyor.

Kanserli hastalarla manevi danışmanlık

Öğleden sonra genellikle kanserli hastaları ziyaret ediyorduk. Onlarla daha uzun süre görüşme yapılabiliyor. Örneğin; münasip bir şekilde hastalıklarıyla ilgili hipotezlerini soruyordum. “Zamanında sevdiğimle evlendirmediler” ya da “kaynanamdan çok çektim” gibi bir dönüş yapabiliyorlar. Bu soruyu defalarca sordum. Henüz genetik, çevre kirliliğinden veya  Çernobilden oldu diyene rastlamadım. Kaynanam sorumlu diyen onlarca hasta. Genelde en büyük kalp yaralarını açıyorlar. Bu gibi sorular çok kısa sürede tema başlatabiliyor. Hasta konuşmak isterse üzerine devam edilebiliyor.

Acil durumlarda manevi danışmanlık

Gün içerisinde bu turlarımızı atarken sıklıkla acil bir şekilde telefonumuz çalıyor. Hemen belirli bir hastaya yönelmemiz gerekebiliyor. Bu durumlar şunlardır;

  • Hastalardan birinin ölüm anının yaklaşması ya da yaşamını yitirmesi en çok karşılaştığımız çağrılma sebebidir. Genellikle hastaya son müdahaleler yapılıyor oluyor. Bu sırada aile bireylerine destek sağlıyoruz. Doktor artık hastayı bıraktığında başında dua ediliyor.
  • Çocuk ölümleri ve düşükler. Bu gibi durumlarda anne ve babanın birbirine yaklaşması oldukça zor olabiliyor. Bir çok erkek, karısını nasıl teselli edebileceğini bilmiyor. Biz teselli ederek aslında aile bireylerine model de olmuş oluyoruz. Aşırı yorgun ve yoğun duygular içerisindeyken onların yapması gereken cenaze işleri için onların adına adım atarak bir yükten kurtarıyoruz. Bu konuda İslami Mezarlıkla da yakın ilişki içinde olunuyor.
  • Doktorlar sıklıkla hastaya kanser gibi ağır bir hastalığa yakalandığını bizimle birlikte söylemek istiyor. Türkiye’de genellikle rastladığımız gibi hastalık kişiden saklanmıyor. Bu durum  Avusturya’da hastanın bilgi elde etme hakkını elinden almak olarak görülüyor. Bir çok doktor bu konuda bizim desteğimizi almaktan mutlu oluyor. Bu süreçte eğer hasta Almanca bilmiyorsa, hasta için tercüme de yapıyoruz. Kendi kültüründen birinin varlığı ona sıcaklık verebiliyor.
  • Hastaneye yabancı dili olmayan bir göçmen geldiğinde iletişim kurmakta zorlanıldığında.
  • Hasta yakınları olay çıkardığında. Örneğin; cenaze günlerce teslim edilmediğinde.

Acil olmayan durumlar

  • Çok nadirde olsa dini ibadetleri ile ilgili soru soranlar oluyordu. Bir çok insan ise hastanede böyle bir birimin olduğunu dahi bilmiyor olabiliyor.
  • Psikiyatride kalan hastalardan dini psikozları olan hastalar, konuşmaya eğilimli olan dini takıntıları olan hastalar… Sıklıkla ofisimizi bulur uzun uzadıya konuşmak isterlerdi. Ama belirttiğim gibi ofiste oturulup da yapılan bir iş değil bizimki. Sürekli ziyaret esasına dayanıyor. Ofis daha çok gardrop ve buluşma yeri vazifesi görüyor.
  • Kimi zamanlar hastaların bir takım davranışları sağlık personeli için anlaşılmaz oluyor. Hasta farklı bir kültürden olduğunda bize başvurabiliyorlardı. Örneğin; müslüman bir kadın hasta doktoru tedavisine artık evde devam edebileceğini söylemişti. Hasta gitmek istemediğini, kendisini halen çok kötü hissettiğini söyleyerek diretiyordu. Kültürüne yakın olduğum bu hastayla konuştum. Doktoruna giderek tahminlerinin doğru olduğunu, ailede şiddet yaşandığı için hastanın eve dönmek istemediğini belirttim. Bu gibi durumlarda hastanenin sosyal danışanı hastaya yardım önerisinde bulunabiliyor. Önemli faktör şu; sağlık personelinin hastayla ilişkisi direkt olabiliyor. Bu ilacı alman gerekiyor, bu ameliyatı olman icap ediyor. Ama hasta hakların var. İstersen  tedavi olmayarak ayrılabilirsin. Bu ilişkide yaşanan pürüzlerde arabulucu görevi görebiliyoruz. Hasta korku içinde olabiliyor. Ya da güven problemi yaşanmış olabiliyor.

Birlikte ziyaretler 

Konuştuğumuz dillerin farklılığı sebebiyle sıklıkla yalnız çalışmak zorunda kaldık. Kanaatim manevi danışmanlığın tek yapılmaması gerektiği. Zaten hastanemizde çalışan Hristiyan manevi danışmanların hiç biri yalnız çalışmıyordu.

Birlikte çalışmanın çok büyük avantajları var.

  • Birimiz hasta ile konuşurken, diğeri aile ile konuşabiliyor.
  • Hasta konuşma güçlüğü çekiyorsa hastanın yanında onun pozitif dedikodusunu yapabiliyorsunuz. Örneğin; “Dünden bugüne sanki hasta daha iyi durumda görünüyor, sen ne dersin?” “Hastanın bugün bir çok ziyaretçisi gelmiş, bizde başında çok fazla durmayalım. Sence de öyle değil mi?”
  • “Acaba hastayı kırdım mı?” gibi sorular birlikte çalışırken çok daha az zihni kurcalıyor. Sorumluluk bölüşülmüş oluyor.
  • Geri bildirim verme, birbirimizden öğrenme şansımız oluyor. Özellikle; uzmanlardan biri bu işte daha tecrübeli ise.
  • Birimiz rahatsız olmadan hasta ile konuşurken diğerimiz doktor ya da hemşirelerle görüşebiliyor. Bu sırada ofisten ya da kantin vb. hastanın ihtiyaç duyduğu bir şey varsa (özellikle yalnız hastalar için) onu gidip getirebiliyor. Örneğin; ofiste bulunan ve hastaya iyi gelebilecek olan kitapları ödünç verebiliyorduk bu şekilde.
  • En önemlisi yapılan müdahalelerde birbirini tamamlayabiliyor uzmanlar.

Gün sonu

Öncelikle tekrar ofise gelip birbirimize kimleri ziyaret ettiğimiz bilgisini veriyoruz. Kağıt kürek işleri hallediliyor. Kıyafetleri değişip doğru yola. Akşam eve döndüğümde her yaptığım görüşme için yaklaşık yarım sayfalık notlar alıyorum. Bu aynı zamanda intravizyon görevi de görüyor. Bazen de bu protokollerimi Üniversitede süpervizörlerimle ya da diğer meslektaşlarımla paylaşarak geri bildirimler alıyorum.

Manevi danışmanlığın en zor yanları nelerdir?

  • Yorucu. Bir çok terapist kendi ofisinde çalışırken koltuğunu ya da koltuğunun konumunu bile değiştirmek istemez. Manevi danışman olarak belirli bir ofiste çalışamamak, sürekli hastanenin içinde deli danalar gibi dolaşmak oldukça yorucu oluyor. Bu dolaşma yine yabancı bir ülkede olmaktan kaynaklanıyor. Zira koca hastanenin içinde sadece Müslüman hastaları ziyaret ediyorsunuz. Sırayla herkesi değil. Devamlı bir devinim ve değişim var. Tutunacak bir şey bulmanız oldukça güç oluyor.  Bunda çok büyük bir hastanede çalışıyor oluşumuz büyük rol oynuyordu. Terapist olarak çalışırken toplamda 7-8 seans terapi yaptıktan sonra mutlaka uzun bir yürüyüş yaparak eve dönerim. Böylelikle rahatlayabiliyorum. Manevi danışmanlık yaptığım günlerde ise 8’den 16’ya adım atacak halim olmuyordu. Ama dediğim gibi biz hiç durmadan hastaların odalarını gezerek ziyaret ediyorduk. Ofisinde durup hasta bekleyen manevi danışman sinek avlar ancak.
  • Oldukça stresli bir iş. Üzüntülü, öfkeli insanlarla ve zamanla yarışıyorsunuz. Sürekli sakin kalmanız gerekiyor. Örneğin; bir keresinde birkaç ay müddetince ziyaret ettiğimiz bir hastanın çok ağırlaştığını telefonla çaldırarak söylemek istemişler. Ben diğer hastalarla meşgulken telefonumu duymamışım. Fark ettiğimde hemen diğer meslektaşıma haber verdim ve gittiğimizde beş dakika önce vefat ettiğini söylediler hastanın. Meslektaşımın kendi memleketinden bir hasta idi ve çok yakınlaşmıştı aile ile. Uzun süre bana öfkeli kaldı.
  • İkinci bir şans olmuyor. Bir çok hastayı yalnızca bir kere gördüğünüz için yarım kalan şeyler olabiliyor. “Acaba kırdım mı” gibi bir soru kafanızdan geçebilir. Ama hasta taburcu olduğu ya da yaşamını yitirdiği için bu soruya cevap bulma şansınız olmuyor.
  • Cesaret. Kimi hastalara bakabilmek bile cesaret isteyebiliyor. Acı çektiklerini, zorlukla nefes aldıklarını görmek çok zor olabiliyor. Çok ağır yaraları olabiliyor. Ölüm yolculuğunu ailesinden uzakta yapmak zorunda kalan, ya da böylesini tercih eden hastalara eşlik etmek, doğru sözleri bulmak…
  • Hastane ortamı. Sağlık çalışanları dışında (hemşire gibi) hastane ortamında çalışanlar bunalabiliyorlar bundan. Hastanelerin kasvetli bir havası olabiliyor. Bir çok insan için hastanenin kokusu bile stres faktörü oluyor. Ağır durumdaki bir hastadan diğerine gitmek bireyin enerjisini alabiliyor.

Her şeye rağmen insanların en çok ihtiyaç duyduğu zamanda onların yanında olabilmek, destek sunabilmek insana çok iyi gelebiliyor. Doktorların ve hemşirelerin bizi desteklediklerini, çok saygı gösterdiklerini ve işimizi hep kolaylaştırdıklarını söyleyebilirim. Benzeri bir durum ülkemizde nasıl olur bilemiyorum.

Manevi danışmanlık / Psikoterapist olmak

  • Psikoterapist olarak oldukça sınırlıyız. Belirli bir mekanda, belirli saat aralığında çalışıyoruz. Manevi danışman olarak direkt ayaklarına gidiyoruz hastanın, telefon açıyoruz.
  • Sınırlar. Psikoterapist olarak danışanlarımızla ilişkimizde gözetmemiz gereken bir mesafe var. Manevi danışmanlıkta ise daha az sınır konuluyor. Örneğin; solunum cihazına bağlı hastanın baş ucunda ailesi ile görüşüp, hastanın alnından öpebiliyorsunuz. Çocuğunu kaybeden anneyi kucaklayarak teselli etmeye çalışabiliyorsunuz. Hastayı rahatlamak için şarkı söylediğim zamanlar oldu. Bunların hiçbirini bir psikoterapist yazmaz demiyorum, fakat terapist olarak çok daha fazla sınırım oluyor.
  • Psikoterapist olarak danışanlarımın kendilerine yardım edebilmelerine yardım etmeye çalışıyorum. Aile terapisinde ise aile bireylerinin birbirini daha iyi anlayarak, birbirlerine destek olabilmelerine yardım ediyorum. Oysa manevi danışmanlık yaparken direkt hastalara yardımcı oluyordum. Örneğin; kollarına girip destek olarak yürümelerine yardımcı olmak gibi… Doktorlarının yanına giderek onlara tercümanlık yapmak. Koridordan çay hazırlayarak getirmek gibi.
  • Kitaplardan, eğitimden öğrenilebilecek bir meslek olduğunu düşünmüyorum. Elbette eğitimlerin kazanımları oluyor. Ama bir yere kadar. Ölüme yolculuk yapan bir hastaya ne söyleyebileceğinizi hangi kitap size öğretebilir ki? Psikoterapi tekniklerine, fotokobi yapıp sunabileceğiniz etkinliklere, power point sunumlara tutunabileceğiniz bir meslek değil. İnsan olarak kendinizi çok çaresiz hissedebiliyorsunuz.
  • Durun ben bir süpervizyona bu hafta bu konuyu götüreyim diyebilme şansınız yok böylesi kriz müdahalelerinde. Süpervizyon sadece yaşadıklarınızı hazmetmenize ve bir sonraki  müdahalenize hazır olmanıza yarayabiliyor.
  • Tükenmişlik çabuk yaşanabilecek bir meslek. Özellikle kendinizde ya da yakınınızda benzer bir hastalık varsa. Örneğin; çocukları olan bir annenin bu işte ölen çocukları olan bir anneye destek olması güç olabiliyor. İster istemez kendi çocuklarını düşünüyor. Hastanede uzun süre kalan bir hasta varsa ve defalarca ziyaret etmişseniz, vefatı çok üzebiliyor.

Neler öğrendim?

  • Belirli hasta gruplarına çok aşina hale gelebiliyorsunuz. Örneğin; kanser hastaları, yas, ağrıyla baş edebilme… En önemlisi krize müdahale konusunda uzmanlaşabilirsiniz.
  • Çok hızlı bir şekilde iletişime girmeyi, ince müdahalelerde bulunmayı öğrenebilirsiniz.
  • Ölüm, yaşamın anlamı, umut, affedicilik, pişmanlık, öfke gibi temalara eğiliyorsunuz.
  • Hastalarla farklı sınırları, iletişim biçimi olan bir meslekte çalışmak psikoterapist olarak kendi mesleğimi daha iyi kavramama neden oldu diyebilirim.
  • Terapist olarak bir çok zaman insanlara direkte yardım etmek istiyorsunuz. Ama sınırlarınız nedeniyle bu şansınız olmuyor. Böylesi bir işte ya da farklı sosyal desteklerde çalışmak insana iyi geliyor.

Kariyer olarak manevi danışmanlık

Bu meslekte çok uzun süre bir insan çalışabilir mi bilemiyorum. Part-time olarak yapanları uzun yıllar çok gördüm. Ama full-time yapana hiç rastlamadım.

Ruh sağlığı alanında çalışanların bir süre en azından gönüllü çalışması ağır hastalıkları olan insanların ruh halini yakından tanımalarına ve onlarla çalışabilme konusunda tecrübe kazanmalarına yol açacaktır. Ama uzun sürede tatmin edici olmayabilir. Zira yaptığınız müdahaleler ya acil durumlarda teselli etmek ya da rutin konuşmalar.

Hayal edin hastalar üç dört kişi bir odada kalabiliyor. Hemşireler ve diğer görevliler odalara girip çıkıyor. Hastaların ziyaretçileri olabiliyor. Hastalar ağrılar içindeler. Siz tüm bu hengamenin içinde hastaları beş on dakika ziyaret ederek destek sağlıyorsunuz. Yaptığınız görüşme ne kadar derin olabilir? Zaten amaçta bu değil. Sadece biraz sosyal ve manevi destek sağlayıp, yalnız olmadıklarını hissettirmek. Böylesi bir çalışma ruh sağlığı uzmanlarını doyurmayabilir.

Hastalar dindar olmak zorunda mı?

Elbette hayır. Hatta manevi danışmanlarında nadiren bazıları çok dindar yapıda olmayabiliyorlar.

Diğer din mensupları

Şimdiye kadar farklı din mensuplarına hizmet veren manevi danışmanlarla karşılaşmadım. Böyle bir tecrübeye hastaların da bir çoğunun açık olduğunu düşünmüyorum. Sizi bir rahip ziyaret etse hasta yatağınızda ne hissederdiniz?

Hristiyan manevi danışmanlar

Manevi danışmanlık (pastoral care / Seelsorge) Hristiyanlığın temelinde bulunuyor diyebilirim. Rahiplerin cemaatiyle olan ilişkisi bizdeki imamlardan oldukça farklı. Aileyle çok iç içe olabiliyorlar. Günah çıkarma gibi nedenlerle rahiplere dert anlatmaya alışkın bir toplumlar. Rahipler çok iyi sır saklayıcı olarak biliniyorlar. Kanunen de Avusturya’da rahiplerin avukatlar gibi sınırsız sır saklama hakkı var. Velevki bu güvenlikle alakalı bile olsun. Rahibelerin hasta bakıcı ve hemşire olması geleneğine sahipler. Halen belirli bir kiliseye bağlı olan bir çok hastane bulunuyor. Bu hastanelerde tüm hemşireler rahibelerden oluşuyor.

Hristiyan manevi danışmanlarda bizim gibi hastaları yataklarında ziyaret ediyorlar. Katolik olanlar hastayla ölüm anında günah çıkartıyorlar sıklıkla. Hastanın tövbe etmesine büyük önem veriyorlar. Katoliklerde özellikle çocuğun hastalığından dolayı ebeveynler kendilerini suçlayabiliyorlar. Bizim günahlarımız nedeniyle çocuğumuz hasta oldu gibi. Manevi danışman bu konularda olumlu telkinlerde bulunuyor. Hristiyan manevi danışmanlar hastanenin içinde bulunan kilisede düzenli olarak ayinler yapıyorlar. Bu kiliseler farklı hastaların ihtiyaçlarına (tekerlekli sandalye vb.) uygun bir mimari yapıya sahip.

Avusturya toplumunda birbiriyle yıllardır görüşmeyen aileler sıklıkla olabiliyor. Ölümü yaklaşan hastaların hiç ziyaretçisinin olmaması gibi durumlarda hasta ile irtibat kuruyorlar. Hastanın onayını aldıktan sonra görüşmedikleri kardeşlerini, çocuklarını arayarak davet ediyorlar. Hastanede bir araya getirebiliyorlar. Rahibin böyle bir çağrıda bulunması ailenin pozitif yanıt verme ihtimalini artırıyor.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Lütfen buraya adınızı yazın.