Hümanist yaklaşıma bağlı olan hümanist terapi metodlarını/okullarını tartışmadan önce hümanizm entellektüel akımını ve hümanist psikolojiyi hatırlamanızda fayda var.

İlginizi çekebilir: Hümanizm nedir?Hümanist psikoloji

Hümanist yaklaşım psikolojide üçüncü güç olarak tanınır. Birinci akım bireyin gözlemlenebilir davranışlarına odaklanan davranışçı kuram ile bilişsel psikolojinin birleşmesinden ortaya çıkan bilişsel davranışçı terapidir. İkinci akım ise kişinin iç dinamiklerine önem veren psikodinamik yaklaşımdır.  Hümanist yaklaşımdan sonra post-modern terapi metodlarından olan sistemik yaklaşım ortaya çıkmıştır. Böylelikle terapi yöntemleri arasında dördüncü yol / kuşak adını almıştır. Sistemik terapiden önce gelen terapi yöntemleri daha çok bireye odaklanırken sistemik aile terapisi bireyin içinde bulunduğu ilişkilere odaklanmıştır.

!!! İlk üç psikoterapi yaklaşımı konusunda fikir birliği bulunmaktadır. Fakat sonrası için farklı iddialar ortaya sürülmüştür.

Hümanist psikoloji nedir?

Hümanist psikoloji –insancıl psikoloji- insanın biricikliğine, özgürlüğüne, büyüme potansiyeline inanan, psikolojide bunlara vurgu yapılması gerektiğini savunan bir akımdır.

Hümanist psikoloji psikoterapi ve eğitim alanında oldukça etkili olmuştur.

Hümanist Psikolojinin çalıştığı başlıca konular şunlardır. Değerler, olgunluk, özgürlük, yaratıcılık, sevgi, insan onuru, umut, iyimserlik, yaşamın anlamı, doruk deneyimler (peak experience), duygusal zeka, sosyal zeka, maneviyat, psikoterapide ortak faktörler, çokkültürlülük…

Hümanist psikolojinin kuruluşunda öncülük yapanlar isimlerden bazıları şunlardır. Rollo May, Abraham Maslow, Carl Rogers, Virginia Satir, Clark Moustakas…

Hümanist psikolojinin temel ilkeleri şunlardır;

  • İnsanlar özgündür. İnsanları önceden belirlenmiş kategorilere sokarak incelemek doğru değildir
  • Hümanist psikoloji fenomenolojiktir. Fenomenolojik incelemeler kişinin birinci tekil şahısta dünyayı nasıl algıladığıyla ilgilenir. Bir insanı tanıyabilmek için onların kafasının içine girerek, dünyayı nasıl gördüklerini anlamaya çalışmamız gerektiğini söyler.
  • Hümanist psikoloji bütüncüldür (holism). Hümanist psikoloji sadece bireyin iç dinamiklerinin bütününe değil aynı zamanda yaşadığı sosyal çevre, dünya ve hatta evrenle olan ilişkisini de göz ardı etmez.
  • İnsanlar özgür iradeye sahiptir. İnsanlar hayatlarına anlam verebilme ve verecekleri önemli kararlarla değişebilme potansiyeline sahiptirler. İnsanlar sorumluluk sahibidir. Özgür iradeye sahip olan insanların kendi yaşamlarına yön verme sorumluluğu bulunmaktadır.
  • İnsanlar amaçlarının peşinde koşar. İnsanı güdüleyen yalnızca bilinçaltlarında yatan dürtüler değil özgür iradeleriyle aldıkları kararlardırda.
  • İyimser bakış açısı. Tüm insanlar özünde iyidir ve pozitif gelişme potansiyelleri bulunur.
  • Büyüme güdüsü ile İnsanlar sürekli geliştirerek kendilerini gerçekleştirmeye çalışırlar.
  • İnsanlar anlam arayışı içindedirler. Hayatın anlamı bize toplumun, dinin ya da kültürün hazır olarak verdiklerinden ziyade kendi çabamızla bulduklarımız olmalıdır.

Hümanist Yaklaşım– Öncüleri

Rollo May

Rollo May (1909–1994) yılları arasında yaşamış Amerikalı bir psikologdur. Hümanist psikolojinin kurucularındandır. Amerikada varoluşçu terapinin öncüsü olarak tanınır. Rollo May Freud, Otto Rank gibi isimlerden, Amerikan hümanizminden ve Martin Heidegger gibi varoluşçu filozoflardan etkilenmiştir.

Rollo May’e göre ruh sağlığı için bireyin kendisini dünya ile bir bütünlük içinde hissetmesi gerekmektedir.

Martin Heidegger’e göre bireyin dünya ile olan ilişkisi farklı şekillerde olabilir. Birey kendi doğasını kabullenerek yaşadığında otantiktir. May’e göre otantik olmayan yaşam ruhsal açıdan sağlıksızdır. Buradan haraketle May’e göre herkes üç farklı dünya ile ilişki biçimdedir.

May’e göre birey bu üç dinamik arasında dengede kalmalıdır.

Umwelt (çevre): Birey vücuda ve bilinç dışına sahiptir. Etrafındaki doğal kanunlara tabidir. Dengede kalabilmek için birey ölümün kaçınılmazlığını kabul etmelidir. Bir çok insan bunun çok da farkında değildir. Sürekli ölüm konusunu konuşmayı erteler. Hatta bu konu tabu hale gelmiştir.

Mitwelt (dünya ile): Birey anlamlı bir sosyal dünya içerisindedir. Başkalarıyla anlamlı ilişkiler kurar. İlişkideki her bir bireyin ihtiyaçlarının farkına varıldığı, saygı ve güvene dayanan bir ilişkiye vurgu yapıyor May. Birey başkalarını manipüle ederek ya da samimiyetin yaşanmadığı cinsel ilişkilere girerek karşısındaki kişiyi nesneleştirmiş olur. Umwelt’in farkında fakat Mitwel’ti yaşamamış olur.

Eigenwelt (kendi dünyası): Birey içgörü geliştirmiştir. Kişi olayların kendisini nasıl etkilediğini ve nasıl hissettiğinin farkındadır. Elbette herkesin öncelikle kendisiyle düzgün bir ilişkisi olmalı. Kendi dünyası ile sağlıklı bir ilişki kuran bireyin öz-güveni ve kendisine saygısı yüksektir.

Fakat insanların kendileriyle kuracakları ilişki genellikle başkalarıyla ve çevreyle olan ilişkilerine esir olabilir. Birey kendisiyle olan ilişkisini başkalarıyla olan ilişkisi ile karıştırdığında robot gibi emirleri uygulayan uyumlu bir bireye dönüşebilir. Kişi kendi dünyasını çevreye taşırsa biyolojik dürtüleriyle haraket eden biri olabilir.

İlişkiler, dış dünya ve iç dinamikler arasında denge sağlanamazsa birey kaygı yaşayabilir. Savunma mekanizmaları geliştirebilir.

Carl Rogers

Carl Rogers (1902–1987) yıllarında yaşamış birey merkezli terapinin kurucusudur. Otto Rank, Martin Buber gibi isimlerden etkilenmiştir.

İnsanların temelinde iyi olduklarını ve potansiyellerini gerçekleştirmek için çabaladıklarını öne sürmüştür. “Actualising tendency” -kendini gerçekleştirme eğilimi- terimini ilk olarak Rogers ortaya atmıştır. Daha sonra Maslow tarafından “self-actualization” kendini gerçekleştirme olarak çalışılmıştır.

Rogers’a göre sağlıklı bireyde şu özellikler bulunur.

Yeniliklere açıktır. Önlerine engeller çıktığında bundan bir şeyler öğrenmeyi, farklı tecrübeler yaşamaya hazırdırlar.

Farkındalık. Geçmişte takılı kalmazlar. Gelecek kaygısı ile de yaşamazlar. Bulundukları anı dolu dolu yaşarlar.

Öz-güven. Dışarıdan gelen sesler çok farklı da olsa birey kendi içerisinden gelen sesleri bastırmaz. Duygularını bastırmak yerine keşfetmeyi tercih eder.

Yaratıcılık. Birey mekanik bir şekilde karşısına çıkan tecrübelere cevap vermez. Yaşamla olan ilişkisi daha yaratıcıdır. Yaratıcı bir şekilde içsel kaynaklarını ve sezgilerini kullanarak uyum sağlayabilir.

Rogers’a göre bu gibi kabiliyetler uygun ortamda gelişebilirler. Temel olarak koşulsuz kabullenildiğiniz bir sevgi ortamında büyüyen çocuklarda bu özellikler gelişebilir. Kendisinde bu özellikler gelişen birey başkalarınında potansiyellerine ulaşabilmesi için yardımcı olur. Kapasitesine ulaşmış olanlar bencil değillerdir ve başkalarıyla sağlıklı ilişkileri bulunur.

Birey eğer koşullu sevilmişse bu durumda kendi iç sesini takip etmez. Bunun yerine dışarıdan gelen seslere göre duygularını ve davranışlarını kendisinden beklenen doğrultuda düzenler.


Hümanist Yaklaşım – Terapi Metodları 

Hümanist yaklaşım terapi yöntemleri arasında psikodinamik yaklaşım ve bilişsel davranışçı terapi yaklaşımından sonra gelerek üçüncü kuşağı oluşturmuştur. Hümanist terapi yönteminden sonra sistemik aile terapisi  onu takip etmiştir.

Birinci ve ikinci akıma bağlı metodları ayırt etmek kolaydır. Üçüncü akıma bağlı olan terapi metodları ise tartışma konusu olmuştur. Hümanist ve Varoluşçu terapi yaklaşımını benimseyen en önemli terapi okulları Birey Merkezli Terapi, Geştalt Terapi, Logoterapi, Pozitif Psikoterapi gibi metodlardır.

Birey merkezli terapi

Amerika’da Carl Rogers tarafından geliştirilen bu terapi okulu bireysel bir iyimserlik sunar. Rogers birey merkezli terapi ile büyük ölçüde psikiyatristlerin tekelinde olan psikoterapi mesleğini, psikoloji alanına genişletmiştir.

Rogers bireyin sahip olduğu kendini gerçekleştirme içgüdüsünün terapi ilişkisinde ifade edilebileceğini söylemiştir. Terapist bunu koşulsuz kabullenme, empati ve saydamlık ile gösterir.

Koşulsuz kabül

Koşulsuz kabul prensibiyle birey kendisini olduğu gibi kabul etmeye teşvik edilir. Böylesi bir ortamda insanlar özgürce duygularını ve düşüncelerini ifade edebilirler.

Danışanı analiz etme, davranışlarına anlamlar verme yerine danışanla birlikte onun dünyasını keşfetme anlayışı vardır

İlginizi çekebilir: Birey merkezli terapi vaka incelemesi

Geştalt

Direktif olan bu terapi yönteminde bireyin içinde bulunduğu anın daha iyi farkına varabilmesine çalışılır. Sözler kullanılmadan yapılan iletişime de önem verilir.

Frtiz Persl tarafından Esalan Enstitüsünde gestalt terapi eğitimleri verilmiştir.

Varoluşsal Terapi: Varoluşçu felsefeye dayanmaktadır. Yaşamı daha iyi yaşayabilmek için, yaşamın anlamı hakkında düşünmemiz ve onu anlamamız gerektiğini öne sürmüştür. İnsanların sahip oldukları kısıtlamaların farkına varmaları gerektiğini savunmaktadır.

Yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her duruma dayanabilir. – Nietzche

Hümanist yaklaşım – Kaynaklar

Göka, E. (2009). Varoluşçu Psikoterapi. Türkiye Klinikleri Psikiyatri Dergisi, Psikoterapiler Özel Sayısı. 2(2), 77-83.

2 YORUMLAR

  1. Tuba hanım merhaba. Ben bir klinik psikoloji yüksek lisans programının bilim sınavına hazırlanırken sitenize denk geldim ve çok faydalı bilgiler edindim bu nedenle teşekkür etmek istiyorum. Ayrıca yurt dışında bizi bu şekilde temsil etmeniz çok güzel, başarılarınızın devamını dilerim.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazın.
Lütfen buraya adınızı yazın.